Ana Sayfa Kalemimden Animeler Kitaplar Mangalar Filmler Diziler Mimler

27 Eylül 2015 Pazar

Bir nostalji esintisi; Pandora Hearts.

Pek bir nostaljik başladı bu sabah, biraz bayram havasından evde doluşmuş şeker, çikolatalar, kapıyı çalan tanıdık, tanımadık simalar ve dahası tam beş yıl evvel izlediğim animenin mangasını cesaret edip okumam... Evet, cesaret edip dedim; "Riv-chan bunda cesaret edilecek ne var" diye sorarsanız şu vakte kadar izleyip, okuduğum dizi, film ve kitap üçlemelerinde geçen favorim olmuş her karakterin ölümünü söyleyebilirim. Şans yok ben de defter, şans... Onu da geçtim, sanki mangakalar, senaristler bir olup "hadi River'ın sevdiği karakterleri ortadan kaldıralım" planı uygulamışlar. Madem öldüreceksiniz, kıyacaksınız, neden sevdiriyorsunuz? Neden okuyucunun gönlünde yer edindiriyorsunuz? Tabii bunu benim demem boş elbet, lâkin yine de tüm serilerde aynı olay başıma gelince, beş yıl evvel bitirip mangasının devam ettiğini duyduğum seriye devam etme cesareti bulamıştım o anlar, şimdilerde ise serinin bu sene mangasında final yapması ile gelen özlem ve final merakıyla Doctor Who'da ki sempatik Doctor'umuzun 'Geranimo' diye atılmasıyla sayfayı açıp okumam bir olmuştu. Peki adı mı neydi? Anime/Manga mızın ismi Pandora Hearts'dı efenim. Açıkçası ne yalan diyeyim 2000 yılı animelerini oldum olası sevmişimdir; Kino no Tabi, Natsume Yuujinchou, Baccano, Darker than Black vb. canım sıkıldıkça açıp açıp izlediğim yapımların çoğu; benzer yıllar yada peşin sıra senelerle yayınlanmış yapımlar arasındadır. Elbette bu yaz animleri  arasında da oldukça sürükleyici yapımlar mevcut değil desem yalan olur, aksiyon severlerin beklentilerini karşılayacak; Gangsta, mmorpg tarzı oyunlara ilgi duyanlara yönelik aksiyonu ile Overlord ve şu sıralar resmen gün saydığım Oweari no Seraph en güzel örneklerinden.Ahaa, yine animelere kaptırdım konudan saptım yalnız, bir de üzerinde durduğum konu animelerle ilgili olduğum hâlde başka yapımlar hakkında gevezelik edip bunu başardım ya, artık yazacak bir şey bulamadım buraya neyse. 

Pandora Hearts'a dönecek olursak; konumuz reşit olmak üzere on beşinci yaşını kutlayacak olan Oz Vessalius'un başından geçer ve kahramanımız kendisini birden Abbys adı verilen, suçluların gönderildiği, zamanın dünyaya göre alt üst olduğu bir hapiste kapalı bularak burada Alice isimli bir zincir (Abyss'de ki varlıklara verilen ad) ile anlaşma sonucu hürlüğüne kavuşur, Ne vardır ki Oz, aradan geçen on yılı anlamaz, zira Abyss'de ki zaman kavramı dünyaya göre oldukça yavaş geçtiğinden hiçbir şey bıraktığı gibi değildir. Üstüne zincir ile anlaşmasını fes etmenin bir yolunu bulamazsa tekrardan Abyss'e gönderilecektir. 


Animenin bitişinin ardından devamı ne olacak, Oz'un Abyss'e gönderilme nedeni neydi, babası arasında ki ilişki nasıl neticelenecek, acaba Cheshire'ı ileri ki bölümlerde tekrardan görecek miyim; (yeap; isimden de anlaşılacağı üzere Wonderland'de ki Cheshire Cat, gerçi Alice'dir Cheshire'dır siz de az çok tahmin etmişsinizdir animenin konusunda bir harikalar diyarının yattığını ki; en sevdiğim hikayelerden birisi olduğundan birazda bu nedenle Pandora'ya ilgim büyüktür) gibi düşüncelerle mangaya devam etmiş, göz yaşlarıyla sonlandırmıştım. 


Ah, Mad Hatter'ım, seni unutmayacağım. Seri de en sevdiğim karakter kesinikle Xenxes Break olarak tanınan nam-ı diğer Mad Hatter'dı. Kapı harici her yerden adeta Harry Potter'da ki büyücüleri aratmadan cisimlenmişçesine çıkması olsun, tatlı sevgisi olsun, bu karakter tavrıyla beni benden almıştı, seriye renk katan karakterlerin can damarıydı gözümde.
Bir diğer sevdiğim kısım ise animenin her türlü konuyu bünyesinde barındırması dozunda barındırması olmuştu; en ciddi anlarda hiç ummadığım sahnelerle güldürürken, bazense güldürdüğü gibi hüzünlendirirdi de Pandora Hearts. Bu yönüyle de Manga'nın nihayelenmesi beni hem şaşırtmış hem de mutlu etmişti. Mutlu etmişti çünkü seneler sonra izlediğim bir yapımın tadından ödün vermeden devam etmesi büyük bir başarı olduğu gibi, hayranlık uyandırıcı ve okurken bir o denli keyifliydi. Şaşırtması ise, elbet hiç ummadığım karakterlerin gidişi ve bitişi olmuştu. Yine de; sevimciyle, hüznüyle unutulmazlarım arasına geçen yapımlardan biri olmuştu Pandora Hearts serisi. 

ayrıca ne denli şu vakte kadar seyredip okuduğum yapımlar da sevdiğim karakterler ölmüş olsa da; Yuki'nin dediği gibi kalbimizde yaşayacaksınız yahut "unutmadığımız sürece ölmeyecek"ler.

8 yorum:

  1. Merhaba River-san! Öncelikle yazın çok güzel olmuş ellerine sağlık! Yazılarında kullandığın dili de çok beğeniyorum. Kısacası blogun gerçekten ilgiyle takip ettiklerim arasında. Eh okul da açıldı, ben yeni bir anime arayışı içinde iken Pandora Hearts ile Tsubasa Chronicles arasında kalmıştım. Bu yazıyı vir işaret olarak algıladim ve seçimimi yaptım. :)
    Bu arada acaba rpg tam olarak nedir roleplay gibi bir şey mi yoksa fanfiction mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. nazik yorumun vede düşüncelerin için çok teşekkür ederim ki, hakikatten çok sevindim. :) + listen de tsubasa chronicles izleme düşüncesi olunca epey bir merak ettim anime arşivini doğrusu. hatta my anime list'in filan var ise göz atmak isterim. ben de şu aralar anime arayışında olduğum için bloglara bakınıp "acaba öneri veren çıkmış mı" diye bakınıyorum. um... rpg için ise aslında ikisi arası diyebilirim, zaten rol yapma oyunu senin de dediğin gibi role play. tabii biraz içinde fanfiction'da barımıyor değil. özetlemek gerekirse, role play oyunlarında olduğu gibi siteye kayıt olurken karakterimiz için bir isim alıyoruz; mesela adı Chiyoko Nishikawa olsun. Chiyoko'nun bu vakte kadar yaşadıklarını, karakter (kişiliği) özellikleridir, yazarak şekillendiriyoruz. nasıl roleplay oyunlarında karakterin geçmişini oyun içinde ki deneyimlerimiz ile level atlayarak geliştiriyoruz, bunda ise tek fark hikaye yazarak. ^^ umarım açıklayıcı olmuştur. şayet izah edemediğim bir kısım olursa açıklamaktan mutluluk duyarım. :)

      Sil
  2. Cevap için samimiyetle teşekkür ederim ;) Gayet açıklayıcı olmuş, yazılarında denk geldiğim için merak etmiştim ne olduğunu..^^ben her telden calan ama secici bir izleyenim açıkçası. Bir listem var ama bu gayet eski usül yazılmış eski tarz bir not defterimde.. zira blog tasarımından gram anlamayan ve çok sonra uğraşmayı düşünen biriyim bu yüzden blogumda öyle bir klasör yok. Hoş, çok yazım da yok. Muhtemelen çok bilinenleri (özellikle shoujo da) izlemissindir. Ne tarz aradığını söylersen yardımcı olmaya çalışırım. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. aslında izlediğim shoujolar sayılıdır. tür olarak genelde gizem, fantastik, seinen yada komedi olarak izlediğim için shoujo'larda sadece içinde komedi bulunan türleri izlemişimdir onlarda senin de dediğin gibi en çok bilinenlerdi. (Kaichou wa Maid-sama, Akagami no Shirayuki-hime -bu animeyi senin blogdan keşfetmiştim. çok da hoşuma gitmişti-, Akatsuki no Yona, Hakushaku to Yousei vb.) natsume yuujinchou, barakamon yada kimi to boku gibi sakin ilerleyen ama yer yer de güldüren Slice of Life tarzı bakıyordum doğrusu. ^^ ayrıca senin blogunu çok beğeniyorum, sanırım aylık gibi ileti giriyorsun, en azından ben öyle gördüm fakat girdiğin iletiler dolu dolu olduğundan okurken keyif alıyorum. :)

      Sil
  3. *domates gibi kızarır* nazik yorumun için minnettarim. ;) haliyle pek aktif olmadığım için böyle yorumlar almıyorum genelde. Teşekkür ederim. Kat kat fazlasıyla bu övgüleri iade ediyorum bir de..Anladigim kadariyla gayet isabetli seçimler yapıyorsun. Birkaçını bilmesem de diğerleri çok sağlam yapimlar bence. Şu an aklima gelenleri soyleyeyim.Tonari no kaibutsu - kun iyi shoujo dur. Skip beat de öyle. Komedi açısından. Ama tam şu an aklıma çok begenecegini düşündüğüm bir anime geldi. Dazzle. Konu çok sıradışı. Karakter dizaynı mükemmel. Pek bilinmiyor sanırım. Ilk dakikalarda bagliyor.Bende onu izliyorum hatta taslaklarda bir yazım var onunla ilgili. Eğer izlemediysen tavsiye ederim. ^^

    YanıtlaSil
  4. Skip Beat'in gerçekten eğlenceli bir seriydi. gönül isterdi ki animesi daha uzun olsun kızımızın şöhret hayatını Ren ile birlikte görelim, ama olmadı. bir süre sonra dayanamayıp mangayı takip etmeye başlasam da, manga da 170. bölümde mi ne kalakalmıştım okul faslından. ardından da seriyi unutunca öylece kala kalmıştı. Tonari no kaibutsu - kun desen; gözümde an iyi okul animelerinden biridir. Dazzle'i ilk defa senden duydum, sanırım insanların saklı hazine dedikleri serilerden biri. Kesinlikle başlayacağım. ^^ Ama ondan evvel yazını okuyacağım, dikkat etmiş olsaydım Akagami serisi gibi başlamıştım. zira gerçekten güzel animeler tavsiye ediyorsun. sana da zahmet verdim, önerilerinin her biri için teşekkür ederim Lydia-chan.

    YanıtlaSil
  5. Daha bitireli 1 gün olmadı kendimi yerden yere atasım geliyor. Yarım bırakılan animeler cinayet sebebim olacak bir gün.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Değil mi, değil mi!? Hadi toplaşıp hadi bunun devamı diyelim. Hem de manga da öylesine heyecanlı, öylesine güzel bir yere gelmişti ki olay! Onu da geçtim daha bir yığın konu vardı. Gil, Oz'un mührünü öğrenecekti. Ama öğrenemedi, neden!? Çünkü stüdyonun yapımı ucu açık, bağımsız, belli belirsiz bir sonla final yapmasından. Bir yandan düşünüyorum olaylar mangada ki gibi olsaydı, o sahneleri görseydim (çünkü burayada kaleme alamadığım çok sahne var spoiler olur diye.) acaba buna dayanır mıydım. Yine de görmek isterdim sanırım. Fakat Mochizuki-sensei'e mangayı severek devam ettirdiği için minnettarım da, kimi takip ettiğim mangalar var ki; (2015'de bir bölücük verip daha devamı gelmeyen Satsuriku no Tenshi'yi örnek gösterebilirim en basitinden. aslında sanırım manga bir oyun uyarlaması fakat oyununda ingilizce versiyonunu bulamadığım için indirip oynayamadım) devamı gelmek bilmiyor.

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Tasarım : Merve Canbaz