Ana Sayfa Kalemimden Animeler Kitaplar Mangalar Filmler Diziler Mimler

6 Eylül 2016 Salı

Mim: Blogger Life


İyi, kötü ve çirkin...  Tüm saçmalıkların adına merhaba.
Ah, kabul biraz westernvari bir selam oldu, ama hakikatten kovboy filmlerini seviyorum. Bu bir yana, bu vakte kadar blogumda yaşantıma yansıma tutan izlenimlere fazla yer verdiğimi anımsamıyorum, en azından kimi bloggerların yaptıkları gibi, fotoğraflarla süsleyip, geçmiş günlerin döküntülerinin bulunduğu yazgılara baktığımda "aa, evet bugün öyleydi" dediğimi pek hatırlamam. Bu biraz yapacak cesareti bulamamdan kaynaklı bir durum aslına bakarsanız. Kim bilir, ileride bir gün o cesareti belki de bulurum, yahut şu yazı o cesarete atılmış bir adım olur çıkar. Yukarıda gördüğünüz iki tipsiz, evde kimseler olmadığında bazen yemek yediğim an, yemeğime dadanan, kimi vakitler bilgisayar başına oturduğumda monitörün üzerine konarak tipi tip biçimde aşağıya bakış atarak ne yaptığıma bakan gönlümün acayip ikilisi, üşengeç Pamuk ile hiperaktif Boncuk. Elbet bu saydıklarımı tek Boncuk, yani sarışın yapıyor, diğeri ise... Galiba Pamuk hakkında diyecek fazla sözüm yok. Şu fotoğrafı koymamda ki gaye, bundan birkaç hafta evvel Boncuğun kötü bir şekilde hasta olması ve o zamanlar, ölecek diye oldukça üzülüp neredeyse her gün veterinere götürmem ki; oysa adam ilacını da vermiş ve ne yapmam gerektiğini de açıkça söylemişti. Lâkin bendeniz hafif paranoyak insan, telaş yaptığımdan buna engel olamamıştım. Neyse ki şu an iyi, ve az evvel yediğim tosta dadanması bir yana sağa sola uçup annemin dantellerinin üzerine konarak evin içinde "Boncuk o dantelleri yeni yıkadım, sakın pisleteyim deme!" nidalarının söylenmesine vesile oluyor. Bu durumda beni tuhaf biçimde mutlu ediyor. Sadece şu an bulunduğum an hoşuma gittiğinden bu paragrafı yazma gereksimi duydum.


Şimdi gelelim en can alıcı konuya! MİMLENMİŞİM! Tanrım ilk defa büyük harflerle bir şey yazdım farkında mısınız? Farkında mısınız? -okuyucu, iki kere dedi diye içinden geçirir- Doğrusu kardeşimin nişanından daha çok sevindim. Ha, evet, geçtiğimiz cumartesi kardeşimin nişanı vardı. Eminim, göbek atmışsındır Riv, yerinde durmamışsındır diye düşündüğünüz olmuştur ama sizi uçurumdan itmiş gibi olmak istemesem bile, hiçte öyle olmadı. Aromantik kişiliğe sahip ben için, mutfağa gidip gece sonuna kadar pata almam harici, oldukça sıradan geçti. Benim için işin en eğlenceli yanı pastaydı. Salonu kiralayan taraf biz olduğumuzdan, uzun zaman boyu gittiğim düğünlerde yapmak isteyip yapamadığım bir olayı gerçekleştirme fırsatı buldum. Nedir o? Pasta almak.


Çocukça gelmesin sakın, bu konuda oldukça samimiyim! Küçüklüğümde daima düğün ve benzeri olaylara sosyal çevre zorunluluğu harici pasta için giden birisi olmuşumdur. Çalan anlamsız müzik, (anlamsız dememde ki unsur, müzik zevkime aykırı düşen bilindik Mezdeke olarak tabir edilen düğün havaları ve müzik aletlerinin sanki iç içe girip savaşıyormuşçasına ortaya çıkan, kulağıma cırtlak, tırmalayıcı bir edayla gelen nağmeler bütününden oluşması) bütün gece gelen konuklara yalnızca bir "hoş geldiniz" demek için megafonla anons yapıyormuşçasına müzikten dolayı bağırarak konuşmam vs. gibi hadiselerden kendimi bildim bileli haz etmem. Sakinliği seven birisi olduğumdan benim için oldukça uç geldiğinden, her katıldığım etkinlikte kendimi tatlıma adayıp eve gideceğim saati beklemişimdir çoğu an. Çoğu an dedim, keza ömrü hayatım boyu katıldığım iki etkinlikte bu tarz sosyal olayları sevmişimdir. O da çalan müziğin durgun, blues temasını, canlı müzikle birleştirdiklerinden kaynaklı olmasıyla, konuşurken hem her bir enstrümanın çıkardığı ahengi işitiyor olmam, hem de kendi sözcüklerimi duyabiliyor olmamdan, oldukça haz almıştım. Tabii kardeşimin nişanı bu şekilde olmamıştı, tam tersi bildiğimiz, kuru gürültü olayından ibaretti. Kendisine müzik seçimi sırasında içimden geleni söylediğimde "herkes senin gibi değil, belirli şeyler belirli zaman yapılmalı" demesi olmuştu. Basma kalıp izlerin peşinde koşmak hoşuma gitmediğinden o gün kendimi izleyici kitlesi olarak bir kenara atmış, gelen geçen misafirlerin "kız kardeşinin nişanında oynanmaz mı?" sorularını tekrar tekrar işitmiş ve bahsettiğim çocukluk hayalimi nihayet hayata geçirip doyasıya pasta yemiştim. Öyle ki, mutfağı kendi mutfağımız gibi kullandığımdan, artık çalışanlar pasta lazım mı hanımefendi demeye başlamıştı. Hım, yine ufaktan konuyu başka yerlere sürüklemeye başladım, bunu yapmadan evvel mime dönsem fena olmayacak.

Bir 9 Ağustos akşamı ilk Kore'm tarafından mimlenip, az evvelde taze, taze Esra ile Beyza'nın blogunda mimlendiğimi görüp, hayli bir sevindiğim bir mim oldu. Uzun vakittir de mim yazısı yazmadığımdan açıkçası şu an üzerinde hayli kafa patlatıyorum. Özenlice yazmak istesem de, mümkün olacağını sanmıyorum. Neyse; neyse halimiz çıksın mimiz diyelim. 


Blogger denilince aklınıza gelen üç şey?
İçtenlik: Kendimden değil, takip ettiğim bloglardan örnek vereceğim zira kendim başarabiliyor muyum emin  değilim, neden derseniz az evvel yazıma başlamdan önce hayatımdan kesintiler koymaya cesaret edemediğimi beyan etmiştim, bu bir nevi kendime yaptığım itiraf olurken, diğer yandan okuyan arkadaşlarıma karşıydı. Ha, takip ettiğim bloglar mı demiştim? Evet, kesinlikle samimiyet öncelikli geliyor, karşımdaki ne denli içtense onun blogunda bulunmaktan yazılarını okumaktan o denli keyif alıyorum. Sonuçta; içtenlikte bir nevi dürüstlük değil midir?
(Diğer maddeyi ayrı ayrı yazmayacağım, bir bütün olarak ele alacağım)
Emek / Paylaşmak: Şuraya konulan tek bir kelimenin dahi üzerinde belirli bir emek, uğraş harcandığını düşünürüm. Öyledir de. Ne denli kendi blogum bencinlikten öte geçmese de, kötülemek için demiyorum, şahsen şöyle bir göz attıp kıyaslama yaptığımda, şu vakte kadar hep sevdiğim, animeler, mangalar vb. hususlara yer edindiğimi fark ettim hiç diğer arkadaşlar gibi "acaba şunu yapsam nasıl yardımcı olurum, başkasına bir katkım bulunur mu" temalı bir düşüncemi göremedim. İsterdim lakin ben göremedim; oysa yemek, kitap, film, oyun bloglarına baktığımda o denli ayrıntılı, ince ama cıvıl cıvıl temalar görüyorum ki, aklımın ucundan geçmeyen konulara kendimi kaptırıyorum. (Mutfakta yemek yapmaya çalışmak gibi) Bir başkasının kendi değer verdiği hususları yazılarında paylaşması hoşuma gidiyor.  
Her temadan (kişisel,gezi ,kitap ,yemek) yazılarını en çok beğendiğiniz ve okumaktan bıkmadığınız bloglara örnek veriniz?
Doğrusu örnek veremem. Daha doğrusu vermeyi başaramam. O denli geniş ve büyük bir dünyası var ki burasının, her penceresinde saklı bir siz bulmayı başarabiliyorsunuz. Bunu öylesine demiyorum, örnek verirsem; kitap alacağım an kitap sitelerinde ki yorumlar yerine, buradakileri okumayı uygun bulurum, çünkü hem bir arkadaşımın düşüncesini tanıklık ederim, hem de o kitabı okumuş birinin içtenlik taşıyan düşüncesini görürüm. Benim için burası, insanların kalplerinden geçeni yansıtan bir ayna gibi olduğundan, daha diğer sitelere oranla daha samimi bulurum. Tıpkı Paprika'nın dediği gibi; belki seyreden bilir, şöyle bir söz geçmişti o animede de; 'Sence de rüyalar ve internet birbirine benzemiyor mu? İkisi de bastırılmış iradeyi açığa vuruyor.' İşte bloggerda gözümde böyledir, bastırılmış irade olmasa da, herkesin kafasındaki sesleri sadece yazılarda işitebileceğiniz bir alan sağlar. Ve bu koca alanda her yönden hoşuma gittiğinden, bir yahut birkaç tane örnek sarf edemem.  
Yeni blogger yazmaya başlayanlara verebileceğin öneriler?
Eh, ben mi? Bu konuda tecrübe sahibi birisi olduğumu dile getiremeyeceğim, ama şöyle diyeyim ki; benim başaramadığım sabır, emek, ve vakit üçlüsü tamamen anahtarı. Eğer bir şeyin üzerinde durup onun üzerinde gerçekten uğraşırsanız, -uğraşmaktan kastım iş gibi değil, yapmayı sevdiğiniz bir hobiniz de en iyi neticeyi sağlamak gibi- hakikatten güzel anlar yaşarsınız. Bunun için adayacağınız vakitle, diğer blogglerlar açısından ilişki hayli önemli; sonuçta şöyle düşünün eğer ki siz samimi olursanız, karşınızdaki de samimi olur.  
Hangi ülkede yaşamak isterdim veya çok gitmek istediğin mekanlar?
Ülkemi sevsem de, İskandinav ülkelerine ayrı bir ilgi duyarım. Reenkarnasyon gibi uç bir şey başıma gelecek olsaydı yada taşınma fırsatını bulsaydım kendimi Norveç'e atardım. Gidip görmeyi en çok istediğim yerlere gelirsek, kültürüne ilgi duyduğum Japonya ile benim için vazgeçilmez mitolojisi ile Mısır olurdu.
Yalnız ilk defa ekran klavyesini kullanarak bir blog yazısı yazmış bulunuyorum. Sabır işleyen bir uğraşmış, şayet daha evvel ekran klavyesini kullanıp uzun yahut kısa bir yazı yazan biri varsa, onu gönülden tebrik ediyorum. Sabır işi değil, azizim vallahi değil, sabır gereksim eden dediğime bakmayın, bir daha el atacağımı sanmıyorum. Bunun nedenine gelirsek, kardeşimin nişanından birkaç gün evvel mutfakta yaşadığım ufak bir kaza sonucu parmaklarımı kesmem ve aradan bir saat geçmesine rağmen durmayan kanamadan dolayı nihayet sağlık ocağına pansuman için gittiğimde, kadının "derin kesmişsin, dikiş atılması gerek" demesiyle, hayatında hiç dikiş faslıyla karşılaşmayan ben için bir anda korku filmine dönen an sonucu doktorla 'pansumansız geçmez mi' pazarlığıyla doktorun hastaneye sevk etmesi ve benimde gitmem sonucu sol elimi neredeyse bir haftadır kullanamıyor olmam. Doktorun dediğine göre dikişsiz bir ayda anca geçermiş, oldukça derin kesmişim. O gün kardeşim hastaneye gidip dikiş attırmammı nişanında Mumya gibi sargıyla mı dolanacağımı söylemiş olmuşsa da, "Frankenstein gibi olacağıma Mumya gibi olurum daha iyi" diye korkumdan inat edip, oyumu bir aylık süreden yana kullanmıştım. Hal böyle olunca da pek çok işi halledemez oldum. Şikayetçi değilim açıkça, sonuçta benim yaptığım bir tercihti, dahası birkaç hafta yinede bundan evvelde el blenderıylada parmaklarımı kestiğimi düşünürsem, mutfak konusunda daha kabiliyetli olmayı isterdim.

Bu arada mim için Esra & Beyza vede Kore'm'e tekrar teşekkür ederim. ^^
 Benim açımdan hayli keyif aldığım bir mim oldu. (Her ne kadar yazıda mimin kadar,benim diğer konulardaki çenebazlığım tutmuş olsa da.)

42 yorum:

  1. Uzun yazınızda daha başta "........ kimi bloggerların yaptığı gibi fotoğraflarla süsleyip geçmiş günlerin döküntülerinin bulunduğu yazgılara (galiba yazılar olacak :) ) bakıp ......." cümlenizi pek vurucu buldum. Kayda değer bir ayrıntı olarak :)

    Yazılarını fotoğrafla süslemeyen; ama bir sanat olan fotoğrafa düşkünlüğün sonucunda biriken onlarca dosyadaki eğitici de olabilen fotoğrafları kullanmayı seven birisi olarak hayli değişik buldum.

    Kovboy filmlerini ben de çok severim. Ancak fotoğraf karelerinde görebileceğimiz at,vahşi doğa gibi görselleri hareketli olarak sunduğu için.

    Samimi MİM cevaplarını için sizi tebrik ederim...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. kesinlikle, zaten bir nevi fotoğraflar da o döneme, ana has unsurları barındırmazlar mı? filmlerde böyledir, hareketli görselde olsa tıpkı fotoğraflar gibi o ana has zenginlikleri barındırırlar. yazgıyı yaşanmışlık babında kullanmıştım, yani bildiğimiz yazgı; blogger adımda ki gibi. nitekim kader denilen unsur geleceği, yaşanmışlıkları ve yaşanacakları barındırmaz mı? mistik bir olguda olsa, biraz bilim kurguyu andırdığından severim bu kavramı tıpkı yazılan koca bir kitap gibi. ayrıca ben içtenliğiniz için teşekkür ederim. filmler ve fotoğraflar hakkında dediğiniz çok yerinde bir değerlendirme olmuş. :)

      Sil
  2. River, öncelikle geçmiş olsun. El çok sıkıntılı ki geçen sene tam 4 ayımı sağ elim atelde geçirdim. Gerçekten ne kıymetliymiş parmaklar, insanın kafasına vuruyor resmen.
    O minnoşlar çok sevimliler😍 Ya öptürüyordur onlar kesin, öp benim için😊😊
    Düğün anılarını okurken aklıma kendi deliliklerim geldi😃 Lisedeyken, çok yakın bir arkadaşımla sırf pasta yemek için, önümüze gelen düğün salonuna girerdik. Pastayı yer, fotoğraf çektirir çıkardık. Hadi pasta yedin, fotoğraf niye dersen, vallahi bilmiyorum😃 Kimbilir kaç kişinin düğün albümünde resmimiz var🙈
    Mimin çok güzel olmuş, keyifle okudum. Samimi olduğumuz kadar samimiyet buluyoruz bence de, çok doğru😃
    Çok konuştum bu sefer, çenem düştü. Daha çok yaz River, seviyorum okumayı😍

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. çok teşekkür ederim Ruj, hakikaten öyle, insan yitirince anlıyor değerini. (her şey için) ama sana da çokcana geçmiş olsun, gerçi geçen sene diyorsun fakat insan ister istemez üzülüyor. zor olmuştur senin açından da, dilerim bir daha başına gelmez. o pasta olayı tam komedilik, aman neyse, düğün denilen şenlik değil mi? insanlarla paylaşmayacaksın da o kıymetli gününü, kiminle paylaşacaksın. hem tanrı misafiri diye bir olgu mevcut. ne hoş resimlere bakar, bakar anımsarsınız. benimde genelde toplu çekildiğim resimlerde birileri olur. hatta fotoğrafa bakıp, bakıp anlam yüklemeye çalışırım. "kesin insan bir çağırır, o kadar arka saflarda da olsa cephede yer alıyoruz diye pis pis bakmış" falan derim. konuş, yaz, de ki, söylemek güzel. yeter ki insanın içinde kalmasın. ^^

      Sil
  3. Bu arada blog adınızdaki yazgının farkındayım. Yazgı yani alın yazısı ya da kaderin eş anlamlısı...O da bir tanedir herkeste.

    YanıtlaSil
  4. Çok geçmiş olsun kuzum sen mutfağa yemek hazırlamaya bile girme bence:)

    Ya bi git Blendırla ellerini nasıl doğramayı becermiştin , çok geçmiş olsun bu arada ortadaki resim bende açılmadı nedense
    Kuşlar çok tatlı:) nİşanınızda hayırlı olsun inşAllah Allah tamamına erdirsin:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. imgur'dan yüklediğimden görünmemiştir o resim.
      http://i.radikal.com.tr/Karikatur/2008/09/20/fft14_mf52721.Jpeg
      şu karikatürün ingilizcesi yer alıyordu. neden inglizcesi dersen; imgur'dan olmayanı bir arayayım diyerek müneccimimiz google'a az evvel başvurup arama yaptım. şans o ya, karikatürün ingilizcesini değil ama bu defa ise türkçe versiyonunu buldum. blender olayı dalgınlığımdan oldu biraz. başlığını aşağıdan (bıçağın geldiği yerden) tuttup çıkarmaya çalışmıştım, fakat üstteki şu başlığı çıkarttığımız yanlardan basmalı yere basınç uygulayıp çeneceğime, düğmesine basınca bir anda fişte olan alet çalışmıştı. hatta babam sanırsın evde mr. bean oynuyor demişti. güzel dileklerin içinde teşekkür ederim Kuğu'm. inşallah. :)

      Sil
  5. Ah ne minnoşlar, hele Boncuk :))
    Mim cevaplarına katılıyorum. Hiç ekran klavyesiyle yazmadım, yazmayı da düşünmüyorum sanki :D
    Tebrikler ama sahiden :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. obur o ya. pamuğun yanında oldukça heybetli duruyor.
      ahaha, bir ara ekran klavyesini dene Şenay, emin ol anında vazgeçebileceğin bir deneyim olacak. :D

      Sil
  6. yaa ne kadar guzel ve akici bir yazi olmus.. suracikta -hastahanede doktor sirasi beklerken- ilac gibi geldi yazin, bunun icin tesekkurler. Parmaklarin icin gecmis olsun, umarim en kisa zamanda iyilesr de normal klavyene kavusursun :) pasta konusunda hem fikirim, kucuklugumden beri dugunlerin en sevdigim iki kismi var birincisi gelin ve damadin salona girisi digeri de pasta merasimi :) gorusmek uzere Riv, hoscakal, bu arada tekrar hatirlamam gerekirse ben Ebrar, sanirim artik heybemdefotograf icin bu isimle devam edecegim, daha once soylediysem tekrar ettigim icin ozur dileriim ^-^ ;)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. geçmiş olsun Ebrar'ım, endişelendim şimdi hastane deyince. inşallah ciddei bir hadise yoktur, güzel haberlerle devam eder günün. bu arada ne özürü ya? aksine söylediğine inan ki çok sevindim, zira bihaberdim. bihaber olmasaydım bile yine memnun olurdum. yeni adın hayırlı olsun bugün'üm. yalnız o kadar hoşuma gitti ki, bugün demek, nasıl desem çok manidar geldi. herşeyden önemlisi yaşadığımız anı anımsattı. bu yönden sevdim. ^^

      Sil
    2. iyiyim iyiyim ciddi bir durum yok Riv, halsizlikten şikayetçiydim, büyük ihtimal kan ilacı falan yazar :D beğenmene çok sevindim ya bu isim konusunda hala çekimserdim sen böyle deyince baya rahatladım ;)

      Sil
  7. 'Sence de rüyalar ve internet birbirine benzemiyor mu? İkisi de bastırılmış iradeyi açığa vuruyor.' Bu söze bayıldım, çok yerinde bir söz olmuş :)

    Uzun bir aradan sonra yazını okumak beni mutlu etti :)

    Kardeşinin nişanı hayırlı olsun :)

    Parmakların için çok çok geçmiş olsun yaa :( Umarım bir an önce iyileşir.

    Keyifli bir yazı olmuş Riv'cim, ellerine sağlık :)
    Arada yazmayı unutma haa ;) ♡

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bir Miyazaki kadar olmasa da, Sotoshi Kon'un da filmleri güzeldir. Perfect Blue, ile Paprika, psikolojik dalında güzel izlenimler tanışır. güzel dileklerin için çok teşekkür ederim Totoro'm, inanki senin de yazını okumak bir o kadar keyifli ve mutluluk vericiydi ki. seni her gördüğümde kendimi bir Miyazaki filminde gibi hissediyorum. :)

      Sil
    2. Hemen listeme aldım ikisini de. En kısa sürede izleyeceğim :)
      Yaa bak bu işte duyduğum en güzel iltifattı >.< Öyle hissettiriyorsam ne mutlu bana :))

      Sil
  8. baksanaaa, geçende bir fritz lang filmi yazmıştım. house by the river. blog arkadaşımız ömer var. sinema blogu. her istediğimiz filmi bloguna koyuyor, yüksek kaliteyle, bu filmi de koydu ben isteyince. izleseneee. başka filmlere de bakarsın. ayrıca, istediğin film olunca söle ona eklesin bloguna sen de ordan izlersin :)

    http://efsanevifilmizle.blogspot.com/

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ayy ilk defa bir film blogu gördüm! heyecanlandım, çünkü babamla her akşam film izleriz. Nehirde Ölümü şimdi açtım, fakat tinimini internetimden biraz ağır dolacak gibi part.
      https://i.hizliresim.com/ZYZEGa.png
      olsun, sabırlı insanım ben beklerim. hem az evvel bizim evin sultanı, annem toz işini üzerime yıktı. onu hallederken partta dolmuş olur sanırım. hem film önerisi, hemde arkadaşın blogunun havadisi için çok teşekkürler deep! birde siyahlı beyazlı, klasik filmlerdenmiş, ayrı bir sevindim. ^^

      Sil
  9. Bence bu yazı samimiyetini ve içtenliğini çok güzel yansıtan bir yazı olmuş, severek okudum. Tekrar hogeldin :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şu an yazını okurken gece, gece gülme krizi tuttu fakat senden mütevellit değil, benden ötürü Köşe.
      Senin içtenliğinle yorumunu bırakıp benim tekrar kaybolmam ve iki ay sonra yanıt vermemle alakalı.
      Kendimi Haven dizisinde her zaman 27 yılda bir kaybolup aynı kasabaya dönüp dolaşan Audrey Parker gibi hissetmeye başladım. Umarım kabalığımı mağdur görürsün, gerçekten kusura bakma. Fakat sevindim de, blogu açtığımda bir hoş geldin yazısı görünce. İki ay sonra yanıt versem de; hoşbuldum. Çok teşekkür ederim. ^^

      Sil
  10. Nasıl oluyor biliyor musun? İlk paragrafta dünyadan çıkıyorsun sonrakinde uzay boşluğunda geziyorsun. Böyle sıfır yer çekimi falan :)) Senin çenebazlığın hayatı güzel kılanlardan be Riv. Durmak yok yazmaya devam (ama normal klavyeyle. Ekrakn klavyesiyle uzun yazı yazdım mı? tabii ki evet. olmaz olaydı öyle deneyim. ama deneyim sonuçta. burdan bunu denememiş olanlara: aman deneyim demeyin) :D :D :D
    Gülücüklü Kal...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aa ne güzel his. Ben de yaşamak isterdim o hissi. Ondan hep uzayda parti yapma hayalim vardır. Kendi kendime, hiç değilse berbat bir parti bile olsa millet 'Riv'in partisi ayağımızı yerden kesti' deyip eve dönerdi diye içimden geçirirdim. (Gerçi bunu bir arkadaşa anlattıktan sonra, o espriden sonra partiye gelmezdim. Uzayda ki Rus'lar ve Çin'lilerle yaparsın artık partini demişti) Ehem, ama şu klavye olayını okuyunca yalnız değilim diye sevinç nidası atasım geldi. :D Söylediğin gibi, uzak kalınması gereken deneyimlerden. İnsan kaçırsa da üzülmez.

      Sil
  11. Geçmiş olsun benim de elim arabanın kapısına sıkıştı hastaneye gittik düğün akşamı ve elim incilmiş krem ve sprey verdiler .
    Çok eğlenceli bir mim olmuş 😆

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok acımıştır ya. Geçmişte kalsa da, insanın aklında kalıyor. Allah ciddi birşey vermesin Esra'm. Olan bunun gibi ufak tefek şeyler olsun diyeceğim de, onlarda olmasın desem çok mu toz pembesi bir insan olurum acaba? Ayrıca teşekkür ederim... (dedi, iki ay sonra gelip çatan kız)

      Sil
  12. Çok geçmiş olsun Riv, dikiş deyince benim bile buradan gözlerim büyüdü... Kuşlarının da pek tatlı olduğunu söylemek isterim :)) Benimki geçen sene öldü, hala çok özlüyorum...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Açıkçası fotoğrafı koyarken biraz çekimser olmuştum zira bir gün onları kaybedersem ve bu fotoğrafı görürsem çok üzüleceğimi biliyordum. Yinede o günden bir anı olsun diye koymak istedim. İleri de beni üzeceğini bilsem de, severim bunun gibi ufak tefek şeyleri. Özlemen doğal Salıncak. :/ Açıkçası kaybettiğini öğrenince gerçekten üzüldüm.

      Sil
  13. Sizi blog keşif etkinliğinden takipteyim bana da beklerim sevgiler :)
    http://guzelvekulturluyum.blogspot.com/

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O gün gördüğüm gibi gitmiştim. Fakat ana sayfada o kadar fazla okumadığım yazı vardı ki, benim için hoş bir anımsatma oldu bu. Çok teşekkür ederim, Kültür. ^^

      Sil
  14. Merhabalar
    Blogger keşif etkinliğinden geliyorum, bloğunu takibe aldım^^
    Sende takip edersen çok sevinirim:

    vintagenmakeup.blogspot.com

    Sevgiler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yazıları biraz; (hatta bayağı bayağı bir geç gördüm) bunun için kusuruma bakma lütfen Esin.
      Ama ziyaret ettim ben de. İnceliğin için teşekkür ederim. Geç olacak lâkin hoş gelmişsin benim sessiz köşeme. ^^

      Sil
  15. Çok geçmiş olsun Riv. Uzun ve güzel bir yazının ardından çok samimi ve güzel bir mim zevkle okudum 😊. Üşengeç pamuk ile hiperaktif boncuğa da bayıldım bu arada 😄. Sevgilerimle 💖💕

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Saati görünce rastlantıya bak dedim. Yazımı gecenin bir yarısı vaktini ayırıp okumuşsun, ve şuanda saat iki küsüre geliyor. Ve bu yazıyı doğrusu iki ay önce yanıtlamam gerektiğini düşünüyorum. Bu sebeple biraz canım sıkkın, ama nedense son derece neşeli bir ruh haliyle yüzüm gülümseyerek okudum. Galiba insanın karmakarışık ruh hali dedikleri bu olsa gerek. Ayrıca teşekkür ederim Zehra'm. ^^

      Sil
    2. Olurmu hiç Riv, ha iki ay önce ha iki ay sonra ne farkeder önemli olan senin iyi olman :). Merak ettim ben seni ara sıra geldim bloğuna yeni yayın görmeyince merak ettim işte. Döndün iyisin sanırım, yada iyisindir umarım :). Ben teşekkür ederim sevgilerimle :)

      Sil
  16. Merhaba, blog linkimi degistirdigim icin okuma listenizde gozukmuyor su an blogum, yeni link benbugunlerde.blogspot.com.tr once takipten cikarip sonra tekrar takip ederseniz eski haline donmus olacak yani okuma listenizde gozukuyor olacagim, sevgiler:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir yenileyeyim dedim, listemde varmışsın Bugün'üm. Çok sevindim.
      Bir an yoksun diye korktum doğrusu. Hatta az evvel girmiştim, yokmu muymuş diye endişelenip bakmıştım. ^^

      Sil
  17. Nerelerdesin yine kız? Özlettin kendini :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. *koşar sarılır.* TOTORO!
      Sorumluluk ile sorumsuzluk arasında ki ince olmayıp bana ince görünen çizgide ilerlemekle mücadele ediyorum Totoro'm. Açıkçası bugün senin blogunda yazdıklarını okuyunca o sorumluluğun üzerine koca bir çizgi çizmek istedim, zira vaktini o denli verimli kullanıyorsun ki gözümde Speedy Gonzales gibi oldun. (seni gücendirdiysem veya kabalık ettiysem bu arada kusuruma bakmayasın. Şu yazını koca bir Kasım boyunca görmediğimden dolayı pişman olduğumdan, üzerine düşünerek yanıt vermek istedim ama gecenin neredeyse iki buçuğa tekabül edecek olması ve uyku bastırmasından dolayı biraz konudan saptım.) Sen nasılsın sahi?

      Sil
    2. *güler ve sarılmaya karşılık verir" RİV! :D
      Hepimiz o çizgi üzerinde ilerliyoruz be Riv. Önemli olan çizgide olmak bence zaten :D
      Keşke be Riv, dışarıdan görüneni o maalesef. Çabalıyorum en azından ama verimli kullanıyor denemez tam olarak. Yapacak bir şey yok tabi, elden gelen bu :D
      Ne gücenmesi yaa, fırsatını bulunca yazacağını biliyorum ki :))
      İyiyim, nasıl olayım :) Okulla uğraşıyorum, sınavların ardı arkası kesilmiyor, aralara da keyif aldığım bir şeyler sıkıştırmaya çalışıyorum işte :D

      Sil
  18. Yanıtlar
    1. Açıkçası bunu buraya yazmalıydım, ne hikmetse senin bloguna yazdım. Zira burada az biraz da aktif olsam, gider gitmez ilk ziyaret ettiğim kendi blogumdan ziyade başka kimselerin oluyor. Bu biraz patavatsızca ve sorumsuzca galiba, çünkü buraya yazılmış yazıları dahi çok geç görüyorum, ve geçmişte ki bene biraz kızıyorum. Sanırım ona çok yükleniyorum. Demem o ki, şu yazıyı buraya kondurmama rağmen senin blogunu işgal edip gevezeliğime tuttuğum için, kusura bakmayın Bugün'üm. Lakin maillerimi açtığımda mutlu olmuştum. Tek bunu demek istedim. :)

      Sil
  19. Yanıtlar
    1. Ye-hoo! Sobelenmiş gibi hissettim. :)

      Sil
  20. Çok geçmiş olsun, yazını okurken çok keyif aldım yine içtenlik dökülüyor her yanından :)

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Tasarım : Merve Canbaz